clementine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
clementine etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2011 Pazartesi

80’lerde ve 90’larda Tek Çocuk Olmak: I. Televizyon Dizileri Dönemi

80’ler, birçok moda akımının, müzik akımının ve anlam verilemeyen akımların dönemi olarak günümüzde de pek çok gencin hafızalarında yer almaktadır. 80’lerde doğup bu dönemin nimetlerinden 80 sonu ve 90’larda televizyonla faydalanan çocuklar, adam olacak yaşta olsun, TRT ve Star’ın verdiği pek çok diziyle büyüdü. Hele ki tek çocuk olan apartmancı VHS ve Beta çocukları, dizi ve çizgi film karakterlerini aile bireyleri yerine koyabilmişti. “Clementine” adlı kendini bilmez baloncu kız uğruna kaç küçük kızın Malmoth denen yanar döner kişiye savaş açtığını bilirim. Bazen zor durumda kaldığımızda yapacağımız ilk şey de A Takımı’nı çağırmaktı. Sonuç olarak Victor Newman’ın bize verdiği “yaz kızım” yetkisine dayanarak çocukluğumuza damgasını vuranlar için bu yazı dizimizin sizleri o günlere götürmesi adına kısa bir tura çıkartalım.

“V”, yani ülkemizde “Visitors” olarak da bilinen dizi, 1984 ile 1985 yılları arasında çekilmiş daha sonra 2009’da tekrar uyarlanarak gönüllerimizde taht kurmuş bir fantastik bilimkurgu dizisi. İçine kertenkele kaçmış uzaylılar, dünyada ip atlayıp su kaynaklarına sarkıyorlardı. İnsan görünümündeki uzaylılardan kuşkusuz en çok ilgi çekeni Jane Budler’ın canlandırdığı Diana’ydı. V, “Alacakaranlık Kuşağı” gibi TRT’nin saatlerimizi diziye ayarlama enstitüsü olarak hizmet verdiği dönemlerde pek çok çocuğun rüyalarına giren bir diziydi.

Charles In Charge (Charles İş Başında), 1984’te başlayan 1990’a kadar süren Charles’ın öğrencilik yaparken Powell ailesindeki bakıcılık serüvenini anlatır. Kuşkusuz Scott Baio tarafından canlandırılan Charles’ın evin çocuklarının sorunlarıyla ilgilenmesinin yanında daha da eğlenceli olan safça arkadaşı Willie Aames tarafından canlandırılan Buddy Lembeck’in varlığıydı. Charles’ın evin dert babası ve annesi gibi olmasının yanında Buddy’nin her seferinde Charles’a akıl danışması ve yanlış anlaması da tadından yenmeyen anlar arasında yer aldı. Charles, o dönem televizyon karşısında çocukların da bir nevi bakıcısı gibiydi ve aslında iş başındadan öte her daim yardıma koşan, şarjdaki bir evin abisi gibiydi.

O zamanki tabirle Bayan Topesto’nun (Agnes DiPesto) Mavi Ay Dedektiflik Bürosu açılışına sahip destan niteliğindeki telefon konuşması kulaklarda çınlayadursun yıllarca Bruce Willis’i seslendiren Alev Sezer’i de anmak gerek. Tüm bunların yanında pek çok unsur, kuşkusuz Moonlighting (Mavi Ay) saygı duruşuna geçmemizi sağladı. 1985 ile 1989 yılları arasında çekilmiş olan Moonlighting, Cybill Shephard’ın canlandırdığı Maddie Hayes ve Bruce Willis’in oynadığı David Addison Jr. karakteri arasındaki çekişme ve dedektiflik olayları üzerine kuruluydu. İkilinin sevgili olmasını hayal ettiğimiz, bir yaklaşıp bir uzaklaştıkları zamanlarda bile saçma sapan davalar üzerine yaptıkları çalışmalar, Addison’un karizması Mavi Ay’ı unutulmaz hale getirdi.

“MacGyver” adlı dizi Richard Dean Anderson tarafından canlandırılan MacGyver’ın maceralarını anlatan 1985 ve 1992 yılları arasında hüküm sürmüş bir diziydi. MacGyver; markette, evde, dağda ve bahçede ne bulursa onlardan silah ve benzeri işine ne yararsa yapan origamici teyze modelinde bir ajandı. Günlerden bir gün kafamdaki firketeyi televizyona sokarak bir nevi anten görevi görmesiyle kendimi MacGyver gibi hissetmiştim; “anne ben MacGyver oldum” dediğimde “yavrum o nedir” diye de bir cevap almıştım. Kişisel alanda bu anı dışında denilebilir ki MacGyver, bir döneme damgasını vurmuş hamarat bir diziydi.

Perfect Strangers (Muhteşem İkili), 1986 ile 1993 yılları arasında çekilmiş, kuzenler Larry ve Balki’nin maceralarını eğlenceli bir şekilde harmanlayan dönem dizilerindendi. Kırsal kesimin naifliğiyle gelen Balki’nin saflığı ve dürüstüğü karşısında deliren şehir insanı Larry’nin arada derede birlikte yaptığı mutluluk dansı, dizinin unutulmazlarından biriydi. Küçük bir çocuk olarak ekran karşısında saçma bir şekilde mutluluk dansı yapmaya çalıştığımı çok hatırlarım, hatırlayamadığım ve hatırlamak istemediğim ayrıntı ise bunu yaparken etrafımda birilerinin olmaması… Kuzen Larry ve Kuzen Balki, bir Laurel & Hardy edasıyla seyredenin kuzenleri gibi hissettirip gülümsetirdi. Yaratıcısı Dale Mcraven olan dizinin jenerik müziği “Nothing’s Gonna Stop Me Now” da dizinin unutulmaz müziği olarak hafızalara işledi.

Parmaklarımızı birleştirelim ve zaman dursun…

Sadece parmaklarınızı birleştirerek zamanı durdurduğunuzu düşünün. Zaman durur ve o zaman diliminde uyuyabilir, sınav zamanında sınavlara mükemmel cevap verilebilir ve yaşlanmaya karşı savaş açılabilirdi. 1987- 1991 yılları arasında yayınlanan “Out of This World” (Bu Dünyanın Dışından) adlı dizide uzaylı bir babaya sahip Maureen Flannigan tarafından canlandırılmış Evie Ethal Garland, bu yeteneğe sahipti. Garip bir prizma sayesinde babasıyla konuşan Evie, her istediğini yapıyordu ve dokunduğunu da o zamansızlığa getirebiliyordu. Süper güç kavramına çocukluk döneminde farklı bir yaklaşım getiren prizma babalı Evie, evimizin süper kahramanı gibiydi.

Şimdi hala bu dünyanın içinde bir yerde o dönemi geç de olsa yakalamış bazı içteki çocuklar parmaklarını birleştirip “aa olmadı” hayal kırıklığını hatırlayabiliyorlar. Şükredelim ki A Takımı Baracus’u gibi ağırlığınca altın kolyeyi takmıyorlar ama söylenceye göre hala bir yerde karşılaştıklarında kuzenlerin mutluluk dansını bile yapabiliyorlar, tek çocuk olsalar bile…

Aytaç Özge

6 Ocak 2011 Perşembe

bir rüyaya sövgü 3. bölüm

“Bir ya da birden fazla rüyaya ağıt yakılır mı” diye iç geçirmiştim en son rüyamı gördüğümde… İki düş bir araya gelir ve nur topu gibi bir çocuğu olur; rüya rüyayı doğurur. Luis Bunuel’den olma Salvador Dali’den doğma Endülüs Köpeği (Un Chien Andalou) aklıma düşer, elim karıncalanır; bir kadının gözü kesilir ve bir rüya güncesi böyle başlar. İki düş bir araya gelir ve sonrasında; bilinçaltını didiklemeden sürreal rüyalar olsun efendim…

3.Bölüm
Eller Eller Eller

Bir kadın, muhtemelen uçak penceresinden uykuya dalarken görüldü…

Üzerinde dekolteli beyaz bir elbiseyle köyde koşuyordu, birinden kaçıyordu şüphesiz ya da kendi bile nereye geleceğini bilmiyordu. “Hele bir soluklanayım” dediğinde karşısındaki evin penceresinde duran kadını gördü, kendini… Bu bir ayna değildi, ayna halkı da canlanmamıştı; şaşkınlıkla evin yanında toprağın içinden çıkan elleri gördü. Siyah eller yavaş yavaş toprağın terini silmeye hazırlanırcasına evi sarmaladı. Kadın, penceredeki kendisiyle birlikte ellerin, evi yıkmasına karşı haykırdı. Uyandığında ise uçak koltuğunda uyuya kalmış “Leydi deme bana” Güngör Bayrak’tan başkası değildi…

Leydi Bayrak, rüya mekanını köye geldiğinde tekrar görecek ve kabusundaki aynı manzara karşısında şaşıp kalacaktı. Natuk Baytan’ın yönetmenliğini yaptığı Fikret Hakan, Bulut Aras ve Güngör Bayrak’ın başrollerini paylaştığı “Toprağın Teri” adlı filmin açılış sahnesi, zamanının çok ötesine bir çalım atmıştı. Öyle bir rüya tasviri ki dönemin seyircisi olarak kimi çocuk yaşta olanların rüyalarına girdi. David Lynch haset etsin ki bu sahneyi her gören kişi, bakakaldı. Varoluşun ellerinden karaca olan o eller, Türk sinema tarihinin en enteresan açılışlarından birine imza atarken, başka kabuslara yol açtı.

Tam hatırlanamayan bir tarih, muhtemelen 80′lerin sonuna doğru…

Bir cuma gecesi, TRT klasiği olan Korku Filmi Kuşağı ile geceye uyanır mı insan… Bir başka gece değildir, Alacakaranlık Kuşağı’ndan hemen sonra beliren tuhaf bir alışkanlıktır. Karikatür çizimi ile meşgul bir adam, kaza sonucu elini kaybettiğinde kesik eli ortadan kaybolur. Bizler “ne oluyor burada” diye ekrana bakarken el, birden ortaya çıkar; koptuğu adamın canını sıkanları tek tek indirmeye başlar. Çocuk yaşta böyle psikopat filmlere hatta “Clementine” gibi psikopat bir çizgi filme maruz kalmak tabii ki klişeleşmiş olarak 80′lerde doğmuş çocukların, TRT tarafından yazılmış bahtıydı. Oliver Stone yönetmenliğinde Michael Caine’in başrolünde olduğu, bu satırları yazan kişiyle 1981 yılında doğan “The Hand” filmi, “çocukluğumu yedi” dedirtecek türdendi. O elin parmaklarının yürüyüşü, çocuğun rüyalarına girdi. Yatağı her seferinde kontrol ediyordu, bir el çıkar da boğazıma yapışır mı diye… Bir dönem bununla uğraşan çocuk, hatırlayamadığı bir zaman başka bir rüyaya dalarken görüldü.

Doksanlardan bir gün, bir gün bir çocuk eve de gelmiş, kimse yok; açmış bakmış TV’yi çocuk filmi sanmış “Teyzem”i!

Televizyonun şu an hatırlayamadığım bir kanalı… “Umuuur” diye seslenen Müjde Ar’ın yatağının altından çıkan babası ile bu seferki kabus, yatağın altında biri mi var paranoyasına dönüşmüş. Çocuk, yatmadan üç- beş defa yatağın altına bakmaya başlamış. Yatağın altından çıkan korkular ve uzanan el, yine manyak etmiş körpecik 80′lerde doğmuş çocukları ve belki de sonrasını… 1986 yapımı Halit Refiğ’in enfes filmi “Teyzem”, kuşkusuz tepetaklak etmiş, duvarda ezan okuyan saat teklemiş; yanı başımızdaki yemlenen tavuklu saate bakarak uykuya dalınmış. Bu arada bir yerde Hülya Koçyiğit’le Hakan Balamir’in başrollerini paylaştığı Diyet, rüyalara girmede “kol” üzerine çalışırken; Türkan Şoray, Kartal Tibet ve Murat Soydan’lı “Zulüm”de Şoray’ın Tibet için koluna kıyması ise “Seni Ben Ellerin Olsun Diye Mi Sevdim” şarkısını hatırlatırcasına bu kulvarda çocukluğumuza damgasını vurmuş.

Bir de Kathy Bates ile bacaklara çalışmış Misery adlı filmi de unutmamak mümkünmüş. Çocuklar büyümüş, saçma sapan korku filmlerine maruz bırakılmış, iyi örneklerini de ayakta alkışlamış. Artık çocuklarımız el, kol, bacak vs uzuvlarından uzakta ve çok yakınında Uzak Doğu sinemasıyla rüyaya dalarken mutlu muymuş….

Rüya Bilimciye Not: Açıkta olan yerleri kontrol ettim. “Beni Oku”ma!

Özge Öndeş